8 Haziran 2020 Pazartesi

Meksika’da Kayıp Maya Başkenti Bulundu





 Meksika’da Kayıp Maya Başkenti Bulundu

Çeyrek yüzyıldır aranan ve heykeller ve yazıtlarda atıfta bulunulan bir Maya krallığı olan Sak Tz’i’nin başkenti sonunda bulundu.
Yeni keşfedilen krallıkta bulunan bir taş levhanın çizimi (solda) ve dijital 3B modeli (sağda). C: Stephen Houston/Brown University
Keşif, arkeologlar tarafından değil, yerel bir çiftçi tarafından yapıldı. Bölgenin yerlisi bir adam Meksika’nın Chiapas eyaletinde yaşayan Lacanja Tzeltal topluluğu yakınında 0.6 x 1.2 metrelik bir tablet keşfetti.
Tabletteki yazıtlar, mitoloji, şiir ve tarih gibi tipik Maya uygulamalarını anlatıyor ve mit ve gerçekliği bir arada yansıtıyor. Tabletin çeşitli bölümleri, efsanevi bir su yılanını, çeşitli isimsiz tanrıları, efsanevi bir seli ve eski yöneticilerin doğumlarını, yaşamlarını ve savaşlarını anlatan yazıtlar içeriyor.
Antropoloji profesörü Charles Golden, “Sak Tz’i, şimdi Meksika ve Guatemala arasındaki sınırda yer alıyordu ve muhtemelen çok güçlü bir krallık değildi.” diyor.
Daha güçlü komşularla çevrili olmasına rağmen, kanıtlar krallığın başkentinin MÖ 750 yılında yerleşildikten sonra bin yıldan fazla bir süre boyunca iskan edildiğini gösteriyor. Krallığın bu uzun ömürlülüğü, başkentini çevreleyen surlardan kaynaklanıyor olabilir.
Bölgenin kazı haritası. Soldaki at-nalı şekli, saray yapısı. C: Charles Golden
Araştırmacılar, şehrin bir tarafında dik bir dağ geçidi olan bir akarsu tarafından ve diğer tarafında savunma duvarları tarafından korunduğuna dair kanıt buldular.
Ekip, krallığın daha güçlü komşularıyla stratejik barış anlaşmaları yapmaktan fayda sağlayabileceğini söylüyor. Bu krallık asla büyük bir güç elde etmese de, “Sak Tz’i” bu bölgelerdeki metinlerde sıkça görülüyor ve daha büyük krallıklar için müthiş bir düşman ve önemli bir müttefikti.
Arkeolojik kayıtlar, krallığın hem komşularıyla hem de doğa ile çatışma yaşadığını gösteriyor. Örneğin, tabletin altına oyulmuş dans eden bir yönetici figürü var. Bu yönetici, şiddetli tropik fırtınalarla ilişkili olan tanrı Yopaat gibi giyinmiş. Figürün sağ elinde bir şimşek baltası ve sol elinde ritüel savaşta kullanılan bir taş silah barındırıyor.
Arkeologlar bölgedeki Antik Mayalara ait top sahasında kazı yapıyor. C: Charles Gordon
Dahası, araştırmacılar, komşularından biriyle şiddetli bir çatışma sırasında şehrin bir kısmını tahrip eden bir yangından söz ettiği anlaşılan başka bir heykel buldular.
Kazılar 2018 yazında başladığından beri, araştırmacılar krallıktaki siyasi, dini ve ticari yaşam hakkında fikir veren çeşitli yapılar belirlediler. Bunlar arasında piramit kalıntıları, bir kraliyet sarayı ve bir top sahası bulunmaktadır.
Başkentin en çarpıcı yapıları arasında, bir zamanlar dini ritüeller için ev olarak hizmet etmiş olabilecek yapılarla çevrili 14 metre boyunda olan bir piramidin kalıntıları yer alıyor.
Piramidin çevresinde, soyluların ayaklarının tabanını izleyiciye doğru gösteren bir tanesi de dahil olmak üzere bir dizi stel bulunuyor. Bu betimleme, sadece birkaç Maya vazosunda bulunan alışılmadık bir tasvir.
Buna ek olarak, araştırmacılar, insanların dini ve siyasi törenler için bir araya geldiği Plaza Muk’ul Ton adlı 0.6 hektarlık bir avlu ortaya çıkardılar.
Keşif, antik Maya dünyasının araştırılmasında ileriye doğru büyük bir adım. Araştırmacılar, sitenin mimarisinin daha ayrıntılı analiz edilmesini ve ayrıntılı yazıtların Maya medeniyetinin batı bölgelerinin siyaseti, ekonomisi, ritüelleri ve savaşı hakkında yeni bilgiler sunacağını umuyor.

Makale: Golden, C., Scherer, A. K., Houston, S., Schroder, W., Morell-Hart, S., Jiménez Álvarez, S. D. P., … & Alcover Firpi, O. (2020). Centering the Classic Maya Kingdom of Sak Tz’i’. Journal of Field Archaeology, 45(2), 67-85.

7 Haziran 2020 Pazar

Aconcagua 'nın zirvesinde, bir akbaba ve tilkinin görüntüsü




Aconcagua 'nın zirvesinde, bir akbaba ve tilkinin görüntüsü viral hale geldi, salgın ve insan temasından uzak, bir akbaba ve tilki ödevleri yaparken 6.962 metrelik Aconcagua' da bir anı paylaştı
 Aconcagua Eyalet Parkı ' nın büyütme alanında, Matienzo kırılması ile Şili sınırı arasında.

" Ölüm Mağarası " ..




                  " Ölüm Mağarası " ..

.Altın tükenmeye başlayınca, İspanyollar şekerkamışı ekerek ondan şeker çıkaracak değirmenler yapmışlar. 
Bu arada Kızılderililerin büyük bir kısmı öldüğünden, diğerleri de başka yerlere kaçtı­ğından çalıştıracak adam bulunamamış . Bunun için Afrika'dan kö­le getirmeye başlamışlar. Yakın zamana kadar adanın en büyük geliri şekerkamışı yetiştirmek ve ondan şeker çıkararak satmakmış.
1 936 yılından sonra şekerkamışından Bacardi adlı bir firma rom iç­kisi yapmaya başlamış ve bu içki oradan dünyaya dağılıyormuş . Bugün dakikada 250 şişe dolduran büyük bir fabrikaları var. İspanyollar şekerkamışı yetiştirmek için getirdikleri köleleri , canlarından bezdirecek kadar ağır koşullarda çalıştırmışlar. Bu yüzden köleler zaman zaman kaçıyor, fakat yakalandıkları zaman da, akıl almayacak cezalarla karşılaşıyorlarmış. Ona karşın, yine de kaçmaktan vazgeçmiyorlarmış. Bir gün böyle bir köle şeker değirmeninden kaçıyor, hem de üçüncü kez. Kaçarken sakat bir kadın, kölenin eline bir bıçak sıkıştırıyor. Kaçtığı anlaşılınca köpekler ve silahlarla   onu aramaya çıkıyorlar. İşçilerin başı , "Onu ölü veya diri muhakkak bulmalısınız, diri getirirseniz daha iyi, bir daha kaçmamaları için ona neler yaptığımızı görmeli köleler" diye emir veriyor. Köle kaçarken, ormanda çıplak ayakla koşmak hiç de kolay olmuyor. Adam yolunun üzerinde nasılsa bir mağara buluyor ve içine giriyor. Aramalar uzadıkça karanlık ve sis basıyor, adamlar aramayı ertesi güne bırakıyorlar


O gece köle, iki odunu sürterek ateş yakıp mağaranın içini aydınlatıyor. Etraftan taş toprak toplayıp mağaranın kapısını , yalnız bir el sığacak kadar kapıyor. 
Ertesi sabah köpekler adamın izini sü­rerek mağaraya geliyorlar. Mağarada delikten başını sokan üç kö­peği köle öldürüyor. Fakat dördüncü köpek mağaraya girmeyi ba­şarıyor. Köle, bu durumda ne yapacağını şaşırıyor. Kaçmaya çalı­şırken birdenbire ayağı kayarak 30 metre kadar yüksekten bir batakiçine düşüyor. Düştüğü yer çamur olduğu için adama bir şey olmuyor. Fakat arayanlar da onu bulamayarak öldü düşüncesiyle aramayı bırakıyorlar. Köle mağarada akan küçük bir suyu büyük zorluklarla izleyerek dışarı çıkmayı başarıyor. Orada kendisi gibi kaçıp gizlenen köleleri buluyor. Hepsi birleşerek mağaranın içine merdiven yapıyorlar. Geceleri çıkıp değirmenlere gizlice girip idarecileri öldürüyor, koyunlarını, hayvanlarını çalıyorlar. Böylece etrafa bü­yük bir korku saçıyorlar. Mağaranın giriş kapısını hayvan, insan kemikleri , kafataslarıyla dolduruyorlar. Onları gören, korkudan içeri giremiyor ve mağaraya "ölüm mağarası " adı veriliyor. Kemikler mağarada hala duruyormuş . Adı da devam ediyor. Fakat ben gidip göremedim. Bunları cinlerin yaptığına, hayvanları şeytana kurban için götürdüklerine inanıyormuş halk. Şimdi bile dağda bir duman görseler haçlarını çıkarıp dua ediyorlarmış.



Kristof Kolomb, Amerika'yı bulduktan bir yıl sonra, 1 9 Kasım 1 493'te buraya ayak basmış . O zaman burada çekik gözlü, orta boylu , düz saçlı ve bazılarının saçları tepeye kaldırılmış kadın-erkek, çıplak bir halk varmış.




Kristof Kolomb, Amerika'yı bulduktan bir yıl sonra, 1 9 Kasım 1493'te buraya ayak basmış . O zaman burada çekik gözlü, orta boylu , düz saçlı ve bazılarının saçları tepeye kaldırılmış kadın-erkek, çıplak bir halk varmış. 

Bunlar çiftçilik ve balıkçılık yaparak barış içinde yaşıyorlarmış . Daha 10. yüzyılda buraya Kuzey'den ve Gü­ney'den çeşitli kabileler göç etmiş. Bu karışan halka "Taino" deniyormuş. Bunlardan başka Arwak ve İgneri'ler bulunuyormuş. Bunların en büyük düşmanı Karaib Denizi'nde küçük adalarda yaşayan ve insan eti yiyen vahşi kabilelermiş. Onlar zaman zaman adaya saldırıp mallarını, karılarını alıp kaçarlarmış. Adanın yerlileri tarafından konulan adı, Boruquen imiş

Gelen İspanyolları yerli halk çok iyi karşılamış. Başkanları olan Agüeyvana, İspanyol Punce De Leon'u kardeş yapmış ve onun seç­tiği topraklan kendisine vermiş . Fakat bir yıl sonra dostluk bozulmaya başlamış, çünkü bu adam yerlilerin topraklarını kendi adamlarına bölüştürmekteymiş . İspanyollar çoğalıp adanın idaresini ellerine almaya başlayınca dostlukları tamamıyla bozulmuş . Çünkü   yalnız topraklarını ellerinden almakla kalmamış, yerli halkı başta altın aramada köle gibi çalışmaya zorlamışlar. Halbuki yerliler, İspanyolların tanrı gibi ölümsüz olduklarına inanarak onlara büyük saygı göstermişler. Fakat bir gün yerlilerin başkanı, kendilerine çok fazla eziyet eden bir İspanyol başkanını nehre atıp boğunca, onların ölümsüz olmadıklarını anlayarak kendilerini kurtarmak için savaşmaya, hile ile arkadan vurmaya çalışmışlar. Fakat İspanyolların ateşli silahlan, kılıçlan, atları ve köpekleri yüzünden hep yenilmiş­ler. Ve Kızılderililer, beş yıl içinde tamamıyla köle haline gelmiş. İspanyolların en büyük amacı burada altın bulup ülkelerinde
zengin bir yaşam sürmek olduğundan, onun uğruna yerli halkın çalışmasını sağlamak için ellerinden gelen her kötülüğü yapmışlar. Hatta, İspanyollar bu uğurda birbirlerini bile öldürmüşler. 



Mayalar Top Oyuncularını Kurban mı Ediyordu?




682 ile 701 arasında tarihlenen silindirik, seramik bir kap üzerine boyanmış bir top oyunu sahnesi. C: Dallas Museum of Art

Mayalar Top Oyuncularını Kurban mı Ediyordu?
Maya, Aztek ve komşu kültürlerin oynadığı top oyunu, Avrupalıların gelmesinden önce Mezoamerika’daki yaygınlığı ile ünlü. Ancak birçok gizem ve yanlış kanı, insanların oyunu anlamalarını engellemeye devam ediyor.

Örneğin, oyunun galibi veya kaybedenleri oyunun sonunda kurban mı ediliyordu? Ya da sahadaki çemberler günümüz basketbol potası gibi mi kullanılıyordu?
Christophe Helmke, “Her iki sorunun cevabı da hayır; Oyuncular büyük olasılıkla kurban edilmiyordu ve topun çemberin içinden geçmesi gerekmemişti, ancak yine de zaman zaman bu oluyordu.” diyor.
“En iyi oyuncularınız her zaman kurban ediliyor olsaydı bu çok korkunç olurdu.”
MS 700-800 yıllarına dayanan kireçtaşı üzerindeki bu kabartma, ritüel bir top oyunu oynayan iki adan ayrıntılı kostümler giymiş. C: Ada Turnbull Hertle Fund
Top oyunu neydi?
Arkeologlar bugüne kadar farklı kaynaklardan gelen top oyunu ile ilgili bilgileri bir araya getirdi: tarihi top sahası kazıları, sömürge dönemine ait belgeler (ya Avrupalılar ya da İngilizce ya da İspanyolca yazmayı öğrenen yerli halklar tarafından yazılmıştı) ve ikonografiler (top oyununu betimleyen tasvirler).
Bugün bile, bazı Mezoamerikan kültürleri top oyunu oynuyor. Ancak bu oyunun, eski oyun ile ne kadar benzer olduğu henüz belli değil.
Bu çeşitli kaynaklar, Güneybatı Amerika’dan ve New Mexico’ya kadar Kolomb öncesi Amerika’da oyunun yaygın ve son derece önemli olduğunu gösteriyor. Ayrıca Meksika, Orta Amerika ve Karayipler’de ve hatta Güney Amerika’nın kuzeyinde, Kolombiya’da da oynanıyordu.
Tıpkı lehçelerde olduğu gibi, kurallar bölgesel olarak muhtemelen değişiyordu. Ancak, top oyununda ortak bir nokta vardı: Spor, oyun alanı olarak bilinen I şeklinde bir alanda oynanıyordu.
Honduras’taki Copan’da bir Maya top sahası. C: Shutterstock
Genellikle, oyun alanı kerpiç ya da kireçtaşından yapılmış düz cilalı sıvadan oluşuyordu. Başka bir deyişle, üzerine düşünce acıtıyordu.
“I” biçimli sahanın üstünde ve altında, oyuncuların puan alabileceği bitiş bölgeleri işaretlenmişti. Uzun sahanın her iki yanında, topun saha dışına çıkması durumunda oyunda kalmasına yardımcı olacak eğimli teraslar vardı. Bu eğimli yapılar olmadan da top oyunu oynayabilirlerdi, ancak bu çok daha zor olurdu çünkü top sahadan çıkardı.
“Oyunu yeniden canlandırmayı denedik. Kenarlardaki eğimin, topun ne kadar zıplayacağını belirlediğini tespit ettik. Eğim ne kadar dik açılıysa, top o kadar hızlı zıplıyordu ve oyun hızlanıyordu. Açı ne kadar genişse o kadar kolay oluyordu.”
Kabaca bilinen 1.500 top sahasının büyüklüğü değişiyordu. Meksika’nın Yucatan Yarımadası’ndaki Chichen Itza’daki bir top sahası, 96.5 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğindeydi.
“Ancak bu büyüklükteki bir saha daha çok şov amaçlıydı. Aslında böyle bir sahada oynayamazsınız çünkü mesafe zeminde zıplamadan topu döndürmek için çok büyük. Çoğu standart büyüklükteki top sahası 20 m uzunluğunda veya bir futbol sahasından yaklaşık beş kat daha küçük.”
Yaklaşık 600-1000 yıllarından kalma bir Maya vazosu, gövdesini yaralanmaya karşı korumak için kalın koruyuculu bir Maya oyuncusu gösteriyor. Oyuncu, yüzünün önünden geçen topa müdahale etmek için dalar. C: Gift of Mr. and Mrs. James C. Gruener
Kurallar
Dominik rahip Diego Durán hiçbir zaman bu oyunu oynayan birini şahsen görmedi, ancak bu konuda yerli yaşlılarla röportaj yaptı. Durán’ın 1570’lerin başındaki oyun hakkındaki yazılarına dayanarak, Aztekler topu sürekli hareket halinde tutmaya çalıştıkları biliniyor.
İki takım birbirleriyle rekabet eder, topa kendi bedenleriyle vururdu, ancak elleriyle veya ayaklarıyla değil. Metropolitan Sanat Müzesi’ne göre, sanat eserleri, topa kalçalarıyla vurmayı bekleyen oyuncuları gösteriyor. Diğer bölgelerde, oyuncular topa vurmak için tahta kürekler kullanıyordu.
Takımlar, topu son bölgeye sürerse veya rakip takım bir hata yaptığında veya bir takım arkadaşına dokunduğunda puan kazanabiliyordu.
Bazen seçkinler, bazı durumlarda ise komşu kültürlerin liderlerini bir sadakat gösterisi içinde yarışmaya davet ediyorlardı.
Ancak Duran’ın yazdıklarına göre, elitlerin veya normal sporcuların oyun alanında olup olmadığına bakılmaksızın, oyunlara yoğun bir şekilde katılım oluyordu, bazı insanlar büyük miktarda para kaybediyor, bahis koydukları için kıyafetlerini bile kaybediyorlardı.
Chichen Itza, Meksika’daki oyun sahasından bir çember. C: Shutterstock
Aslında, oyun birçok amaca hizmet ediyordu. Aztekler için, gençlere yönelik bir kum spor; seyircilerin katıldığı halka açık bir oyun; mahkumların öldürülebileceği bir gladyatör ritüeli; gezegenler arasında kozmik bir çatışmanın canlandırılması; ve tanrılar oynayabileceği bir oyun.
Bazen top, saha kenarlarının orta kısmında bulunan bir çemberden geçerdi. Bu olduğunda, tüm oyun durur ve topu çemberin içine sokan kişi bir zafer elde etmiş olurdu. Fakat Durán, bunun oyunun amacı olduğunu söylemiyordu. Bunun arada bir olabileceğini ve gerçekten istisnai olduğunu söylüyordu.
Ayrıca, Maya bölgesindeki oyun sahalarının büyük çoğunluğunda çember yoktu.
Bilinen en eski top sahası Guatemala, Paso de la Amada’da bulundu ve MÖ 1400 yılına kadar uzanıyor. Bununla birlikte, Meksika Körfezi Kıyısı’ndan MÖ 1600’lere tarihlenen kauçuk toplar oyunun en eski eserleri olabilir.
Yeni Dünya’ya indiklerinde İspanyollar hiçbir zaman bir top oyunu görmemişlerdi, bir lastik top bile. Avrupalılar çok meraklıydı, oyunu V. Charles’a göstermek için İspanya’ya yerli oyunculardan oluşan bir ekip gönderdiler.
Ancak İspanyollar 1519’da Mezoamerika’yı fethetmeye başladıklarında, oyunun kökünü kazıdılar ve insan kurbanı ve “çirkin” dini pratiklerle olan ilişkilerinden dolayı oynanmasını yasakladılar.
Top oyunu sahnesini gösteren vazonun yanı sıra tam çizimi. C: Dallas Museum of Art
İnsan kurbanı
Top oyununun ne kadar popüler ve iyi katılım aldığı göz önüne alındığında, bazen oyunda bir esir infaz edilebilirdi. Ancak bu kurbanlar oyunun ayrılmaz bir parçası değildi. Bu kişi zaten her halükarda öldürülecekti.
Buna rağmen, bu oyuncularının çoğu zaman kurban edildiğine dair modern algıyı yıkmak zor. Bu yanlış anlamanın bir kısmı, Maya halklarından birinin yaratılış efsanesini anlatan bir destan olan Popol Vuh’tan kaynaklanıyor.
Popol Vuh, daha sonra yerli bir lider tarafından yazıya dökülmüş sözlü bir gelenek olarak başladı. Ve daha sonra 1700’lerin başında, Dominik rahip Francisco Ximénez tarafından kopyalandı.
Popol Vuh’ta (“İnsanların Kitabı” anlamına gelir), yeraltı tanrıları insanlara karşı bir top oyununda zafer kazanmak için savaşır ve hile yapar. Daha sonra bu tanrılar insanların başını keser. Ardından, katledilen kahramanlardan birinin ikiz oğulları yeraltı tanrıları ile yüz yüze gelir ve bu kez insanlar yeraltı dünyasının lordlarını parçalara ayırır.
Oyun ve kanlı Popol Vuh arasındaki ilişkiye ek olarak, bu “insan kurbanlar” efsanesi, kafatasları ve kemikler bulunan bazı top sahalarındaki sanat çalışmalarından kaynaklanıyor.

Live Science. 1 Haziran 2019

5 Haziran 2020 Cuma

Aztek Mitolojisi












Aztek Mitolojisi


Aztek mitolojisi veya Aztek dini, Tolteklerin çöküşünün ardından 13-16. yüzyıllar arasında Meksiko vadisinde önemli bir uygarlık olarak ortaya çıkan Aztekler tarafından geliştirilmiş bir inanç, söylence ve gelenekler bütünüdür. 100’den fazla tanrısıyla çoktanrılı pantheona sahip sahip Aztek dini, gerek kendisinden eski gerekse kendisiyle eş zamanlı olarak aynı coğrafi bölgede ortaya çıkmış inançlar, mitler, kültürel ve kozmik imgelerden yoğun oranda etkilenmiştir. Ayrıca Aztek dini çok önemli ve sıkı bir mistik karaktere sahiptir ve liturjik açından çok gelişmiştir. Seramoniler ve ritüeller büyük bir titizlikle, belirli takvimleri çok sıkı bir şekilde takip ederek gerçekleştirilir ve dinî olduğu kadar siyasî ve toplumsal açıdan da önem arz ederdi. Ayrıca uzun yıllar boyunca kurgu eserlerinde yer almış antik ritüellerde insan kurban edilmesi anlayışı da Aztek inancında yer etmiş, ritüellerde gerçekten insan kurban edilmiştir.




Tarih ve Yaratılış

Paylaştıkları ortak dil sebebiyle Aztek kültürü genellikle Nahua olarak bilinen kültürel kompleks ile gruplandırılmıştır. Efsaneye göre, Texcoco Gölü civarındaki Anahuac vadisine, daha sonra Aztekleri oluşturacak olan çeşitli gruplar, kuzeyden gelmişlerdir. Vadinin yeri ve gölün mesafesi belirli olsa da, Azteklerin kökenine dair kesin pek bir şey bilinmemektedir.
Kökenlerine dair farklı kaynaklar ve düşünceler mevcuttur. Efsaneye göre Meksika/Aztek halkının ataları kuzeyde Aztlán olarak anılan bir yerden gelmiş, yedi nahuatlacalardan sonuncusu güneye doğru yolculuğu yapmış ve “Azteka” ismini almıştır. Diğer kaynaklar halkın kökenini Chicomostoc’a (“yedi mağranın yeri”) veya Tamonachan’a (tüm uygarlıkların efsanevi kökeni, çıkış yeri) dayandırırlar.
Meksika/Azteklerin tanrıları Huitzilopochtli tarafından yönlendirildiği söylenirdi. Göldeki bir adaya vardıklarına bir meyve dolu bir nopak kaktüsüne konmuş bir kartal görürler. Bu görüntü onlara tam o noktada yeni evlerini kurmalarını öğütleyen bir kehaneti tamamlamaktaydı. Böylece Aztekler Tenochtitlan şehrini bu mevkiye kurmuş, bugünkü Mexico City’nin merkezinde bulunan, harika bir suni ada inşa etmiştirler.
Efsaneye göre, Meksikalılar Texcoco civarındaki Anahuac vadisine vardıklarında, diğer tüm halkların en az uygar olanı olarak görülmekteydiler; fakat Meksika/Aztek halkı öğrenmeyi tercih etti ve diğer halklardan, özellikle de antik Toltek’ten (ki Toltec uygarlığını bir parça daha eski bir uygarlık olan Teotihuacan ile karıştırmaktaydılar), alabildikleri kadar bilgi, gelenek ve kültürel öğe aldılar. Azteklere göre Toltec halkı tüm kültürün yaratıcısı olan halktı; “Toltecayotl” kültür sözcüğüyle eş anlamlıydı.
Aztekler birkaç farklı geleneği benimsedikleri ve kendi daha eski gelenekleriyle birleştirdikleri için, birkaç tane yaratılış efsanesine sahiptiler. Bunlardan bir tanesi bugünkü dünyadan önce yaşanmış ve hepsi felaketle sonlanmış dört çağ olduğunu belirtir. Buna göre bugün yaşadığımız çağ, Nahui-Ollin, beşinci çağ veya beşinci yaratılış yıkımdan güneşe dönüşmüş olan bir tanrının kurbanı ile kurtulmuştur. Bu efsane (mit) antik Teotihuacan şehri ile ilgilidir ki şehir Aztekler oraya vardığında zaten terk edilmiş ve yıkılmıştı. Bir başka mit dünyayı, Ometeotl’un çocukları ikiz tanrılar Tezcatlipoca ve Quetzalcoatl ’ın yarattığını tarif eder. Tezcatlipoca dünyayı yaratırken ayağını kaybetmiştir ve bu sebeple bu tanrıların tüm betimlemelerinde o bir ayağı eksik ve kemiği ortaya çıkmış bir biçimde betimlenmiştir. Quetzalcoatl’a “Beyaz Tezcatlipoca” da denir.
Yaratılış ve evren modeli Aztek panteonu için büyük bir önem taşır; tanrıların (veya ilahi varlıkların) diziliği bu evren modeline göredir. Panteondaki bu ilahi varlıklar 13 kattan oluşan gök kubbede ve 9 kattan oluşan yeraltı dünyasında (ahiret alemi) farklı yerlerde ortaya çıkar.
Aztek mitolojisi, gerek arkeolojik bulgular gerekse yazılı belgelere göre, çok kalabalık bir panteona sahipti. Varlığın fark edilebilir her yüzünün ayrı bir kutsiyeti ve doğal olarak kutsal varlığı mevcuttu. Her ne kadar İspanyollar Azteklerin “teotl” olarak andıkları bu güç veya varlıkları sıklıkla “tanrı”, “aziz” veya “cin” diye çevirmiş olsa da bu tip tanımlamalar pek doğru değildir zira Aztek mitolojisinde bu terminolojinin vurguladığı çeşitli hiyerarşik veya teolojik anlamların karşılığı yoktu. “Teotl” kutsal bir güçtü ve doğa olaylarında ve formlarında örneğin bir bitki veya yağmurda ortaya çıkabileceği gibi, -çoğunlukla mistik- belirli yerlerde (yani mekânlarda) ve diğer birçok mitolojide olduğu gibi fark yaratmış bireylerde de ortaya çıkabiliyordu. Bununla birlikte Aztek mitolojisinde de temeli yaratılış efsanesine dayanan daha temel bir ‘tanrılar’ dizisine rastlamak mümkündür denilebilir. İnanılan evren modeliyle sıkı sıkıya ilişkili olan bu dizilimde, kavramların farkl temsil eden tanrılar evrenin de farklı noktalarında bulunur.
Aztek inanışında tanrılar insanlar tarafından gözle görülemezdi. Bununla birlikte Aztekler rüyalarında ve kehanetlerde tanrıları görebilirdi. Bunun ı yönlerinidışında teixiptla olarak adlandırılan ve tanrıları temsilen kutlamalarda veya ritüellerde ortaya çıkan, tanrıları taklit eden, tanrıların içlerinde vücut bulduğu şeyler vardı – bunlar da Azteklerin tanrıları ‘görmesini’ sağlıyordu. Teixiptla, tanrıya veya olaya göre değişebilir, bir insan veya şekil verilmiş tahta veya taş oymalarda olabilirdi. Aztekler tanrılarını yoğun biçimde betimlemiştirler. Betimlemeler antromorfiktir; bir hayvan veya bir nesnenin formunu aldığında – örneğin kutsal köpek Xolotl veya bıçak tanrı Itztli – dahi tanrının çeşitli insani özellikleri bulunur, kollar, bacaklar veya yüz gibi.
Azteklerin baş tanrısı ve inandıkları en yüce tanrı Ometeotl idi. Her şeye kadir, her yerde var olan, evrenin yaratıcısı bu tanrı her şeyin ilk sebebiydi. Kendinde hem eril hem de dişil özellikler barındırmaktaydı ki onun bu tarafları birçok küçük tanrıyla birleşmiştir. Eril yön ateş ve güneş ile ilişkiliyken dişil yön bereket ve arz ile ilişkiliydi. Diğer birçok mitolojide de görülen, doğrudan eylemsiz fakat varlık açısından yüce baş tanrı kavramı, Aztek mitolojisindeki Ometeotl’da da kısmen görülebilir. Örneğin evrenin yaratılışının büyük kısmını çocukları gerçekleştirmiştir. Ometeotl Aztek panteonunda, cennetin 13. ve en yüksek katında yer alırdı. Ayrıca onun bu makamı bebeklerin ruhlarının dünyaya doğmak için indikleri yerdi.
Aztek panteonundaki bir sonraki önemli tanrı olarak Tezcatlipoca zikredilebilir zira Azteklere göre ana yaratıcı güçtür. Baş büyücü olarak kabul edilen Tezcatlipoca birçok tanrıyla birlikte tanımlanmıştır; örneğin takvim ve bıçak tanrı Itztli ile.
Aztek panteonundaki bir diğer yaratıcı tanrı da antik ateş tanrısı ola Xiuhtecuhtli’dir. Xiuhtecuhtli Yeni Ateş seremonisindeki yaratıcı ve yeniden doğan tanrıdır ki bu ona, gerek dinî gerek toplumsal açıdan önem katar. Her 52 yılda bir, takvimin son buluşuyla yapılan bu seremonide bir esirin kalbi kurban edilir ve esirin göğsüne yakılan ateşle Xiuhtecuhtli tekrar doğardı.
Başka bir önemli tanrı ise, Aztek panteonunun antik tanrılarından olan, bereket vurgusunu da kavramsal olarak içeren yağmur tanrısı Tlaloc’dur. Aztek uygarlığında tarımın çok önemli olması sebebiyle, Tlaloc toprağa bereket getiren tanrı olarak çok önemliydi. Nitekim Tlaloc’un türbesi (kutsal saklama yeri, shrine) Templo Mayor’da Huitzilopochtli’ninkiyle birlikte bulunurdu. Diğer Aztek tanrılarında olduğu gibi Tlaloc da başka tanrılarla yakından ilişkilidir; bunlar rüzgâr tanrı Ehécatl, su tanrıçası Chalchiuhtlicue’dur. Ehécatl, tanrı Quetzalcoatl’ın suretlerindendir.
Aztek mitolojisinde ana tanrıçalar ve bereket tanrıçaları da bulunmaktaydı. Panteondaki en güçlü tanrıçalar teteoinnan olarak anılan ana tanrıçalardı. Cinsel güçler ve tutkularla ilgili Tlazolteotl ile aşk ve cinsel arzunun tanrıçası Xochiquetzal bunlardandır. Bunların dışında önemli bereket tanrıçalarından bazıları; Xilonen, Centeotle ve Mayahuel’dir.

Seremoni

Aztek mitolojisi seremonileri açısından çok çarpıcıdır. Seremoniler çok sıkı bir göksel takvim baz alınarak yapılırdı ve dinî olduğu kadar sosyal öneme sahipti. Tüm seremoniler iki ritüel takvime göre yapılırdı; tonalpohualli (365 günlük takvim) ve 260 günlük bir başka takvim. Yörelere göre çeşitlilik gösteren seremoniler genelde üç devreye sahipti: hazırlık, kurban ve tanrıların beslenmesi. Hazırlık günlerinde oruç, çeşitli saflaştırma uygulamaları, şarkılar ve benzeri diğer kültürlerde de görülen dinî ve kutlamaya dayalı uygulamalar yer alırdı. Hazırlık devresini kurban devresi takip ederdi. Bu devrede kurban edilen insanlar genellikle ya esir ya kölelerdi. Seremoniden seremoniye kurban etme şekli değişiklik gösterebilirdi, nitekim Aztek seremonilerinde yakma, baş kesme gibi farklı kurban etme şekillerine rastlanır. Genellikle kurbanın kalbi çıkarılır ve tanrılara, beslenmeleri için, sunulurdu. Aztek inancında önemli bir yere sahip olan bu insan kurban etme imgesi, gerek edebi gerekse görsel kurgu eserlerinde fazlasıyla kullanılmıştır.
Aztek mitolojisi çok sıkı ve gelişmiş bir kozmogoniye dayanmaktaydı, evrenin dengesini korumaları gerekiyordu. İnsan kurban edilmesi sık sık evrenin dengesini korumak adına, Güneş’i veya bir başka tanrıyı yenilemek veya güçlendirmek amacıyla yapılırdı. İnsan kurban edilmesi Aztek mitolojisinde seremonilerde yer almasının yanı sıra efsanelerin ve genel inancından da önemli bir noktasını oluşturmaktaydı. Beşinci çağın yaratılmasında, Güneş’i desteklemek için büyük sayılarda insan kurban edilmesinin yanı sıra, tanrılar da kendilerini kurban etmişlerdi. Bu tip efsanevi temellerle insan kurban edilmesi, zaman zaman büyük sayılarda, devam etmiştir.

Aztek Mitoloji Tanrıları

Acolmiztli: Yeraltı Tanrısı.



Acolnahuacatl: Yeraltının başka bir tanrısı.
Amimitl: Göl tanrısı.
Atl: Su tanrısı.
Atlaua: Balıkçılar ve su hamisi tanrı. Suların efendisi olarak adlandırılır.
Atlatonin: Aztek Mitolojisinde Ana Tanrıça olup aynı zamanda Sahillerin Tanrıçasıdır.
Camaxtli: Savaş, av ve hedef tanrısı aynı zamanda Yangın yaratıcısı. Diğer üç tanrı ile birlikte dünyayı yarattı.
Centeotl: Mısır, mahsul tanrısı.
Centzonuitznaua: İsyancı güneş tanrısı.
Huitzilopochtli: Yıldızların tanrısı.
Chalchiuhtlatonal: Suların tanrısı.
Chalchiuhtlicue: Nehir, derelerin tüm suların tanrıçası. Aynı zamanda başhemşiredir.
Chalchiutotolin: Salgın, hastalık tanrısı.
Chalmecacihuilt: Yeraltı tanrıçası.
Chalmecatl: Yeraltının başka bir tanrıçasıdır.
Chantico: Toprak ve yanardağ yangın tanrıçası.
Chicomecoatl: Mısır tanrıçası. Onun sembolleri başak ve buğdaydır.
Chicomexochtli: Ressamlar tanrısı.
Chiconahui: Ailenin koruyucusu ve toprak tanrıçası.
Cihuacoatl: Toprak Ana Tanrıçası. Doğumda doğan veya ölenlerin başhemsiresi. Doğum tanrıçası. Genellikle kucağında bir çocukla tasvir edilir.



Citlalatonac: Citlalicue ile yıldız yaratan tanrı.
Citlalicue: Citlalatonac ile birlikte yıldızları oluşturulan tanrıça.
Ciucoatl: Toprak tanrıçası.
Coatlicue: Toprak ve ateş tanrıçası.
Cochimetl: Tüccar ve tüccarların tanrısı.
Coyolxauhqui: Ay ve yeryüzü tanrıçası. Sihirli güçlere sahip bir tanrıçadır.
Ehecatl: Rüzgarlar Tanrısı. Quetzalcoatl ile birlikte cansız olan her şeye hayat verebilir.
Huitzilopochtli: Savaş, güneş ve fırtına tanrısı. Bu tanrı güçlü bir sinek tarafından temsil edilmektedir.
Huixtocihuatl: Bereket tanrıçası. Tlaloc’un bilge kız kardeşidir.
Itzlacoliuhque: Cam (obsidyen) ve bıçak tanrısı.
Itzli: Taş, bıçak ve kurban tanrısı.
Itzpapalotl: Tarım tanrıçası.
Ixtlilton: Şifa, tıp ve parti oyunları tanrısı.
Malinalxochi: Akrep, yılan ve diğer zehirli böceklerin tanrıçası. Güçlü ve büyücü bir tanrıçadır.
Metztli: Ay tanrısı.
Mictlantecuhtli: Ölüm ve Aztek yeraltı hükümdarı tanrısı. Genellikle bir iskelet ya da kafatası giyen bir rakam olarak görülüyor. Kendisinin örümcek, yarasa ve baykuş hayvanları vardır.
Mixcoatl: Av ve savaş tanrısı. Ayrıca kutup yıldızı efendisidir.
Nanauatzin: Dünyanın parlaklığı için kendisini feda eden güneş tanrısı.
Omecihuatl: Tanrıça yaratıcısı
Ometecuhtli: Tanrı Yaratıcı ve Ateş Tanrısı. Aztek panteonunun yüce tanrısıdır. Karşıtların ikiliğine karşı birliği sağlamıştır.
Opochtli: Balıkçılık, avcılık ve kuş gözlemciliği tanrısı.
Patecatl: Sağlık ve bereket tanrısı.
Paynal: Haberci tanrı.
Quetzalcoatl: Yaratıcı tanrı ve bilge yasa koyucu tanrısıdır.
Tecciztecatl: Ay tanrısı.
Teoyaomqui: Ölü savaşçı tanrısı.
Tepeyollotl: Yerin ve mağraların tanrısı. Depremler oluşturduğu ve yankı yaptığı inanılıyor. Onun jaguar olduğunu inanılırdı.
Teteoinnan: Tanrıların annesi
Tezcatlipoca: Gece ve maddi şeyler tanrısı.
Tlahuixcalpantecuhtli: Sabah yıldızı olarak şafak ve Venüs Tanrısı.
Tlaloc: Yağmur, tarım, yangın ve ruh tanrısı.
Tlalt=ecuhtli: Aztek Mitolojisinde,Yeryüzünün canavar tanrısı.
Tlazolteotl: Seks tanrıçası.
Tonatiuh: Güneş ve savaşçı Aztek tanrısı.
Tzitzimime: Yıldızlar tanrısı.
Ueuecoyotl: seks ve düğün tanrısı
Xilonen: Mısır tanrıçası.
Xipe Totec: Tarımın ve mevsimlerin tanrısı. Her ilkbahar dönümünde Insan tüketimi ve insanlara yiyecek sağlamak için her yıl ölur. Derisinin kaybettikten sonra, o bir parlayan tanrı,altın olarak ortaya çıkardı.
Xiuhcoatl: Yangın yılan. Kuraklık ve yanık toprak tanrısı.
Xiuhtecutli: Aztek panteon üst düzey tanrılarından birisidir. O ölüm, karanlık, soğuk, sıcaklık, ve hayattaki her ışığın kendisini yansıttığına inanılırdı.
Xochipilli: Çiçekler, aşk, oyunlar, güzellik, şarkı ve dans Tanrısı.
Xochiquetzal: Kuşlar, kelebekler, şarkı, dans ve aşk tanrıçası. Ayrıca esnaf, fahişeler, hamile kadınlar ve doğumun bir koruyucusu olan bir tanrıçaydı.
Yacatecuhtli: Seyahat ve Tüccarlığın Tanrısıydı.
Xolotl: Yangın ve yıldız tanrısı. Yıldırım ve Yeraltı ölü rehberlik Tanrısıdır. Quetzalcoatl’un ikiz kardeşidir. Köpek başlıklı bir insan olarak tasvir edilirdi.