19 Aralık 2019 Perşembe

Kızılderililer, 1901 'lik bir fotoğrafta, Usumakaset Vadisi' nin merkezi kısmında araştırma sırasında ıtalo-Avusturya-Avusturya-Alman teobert maler tarafından çekildi.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava


Kızılderililer, 1901 'lik bir fotoğrafta, Usumakaset Vadisi' nin merkezi kısmında araştırma sırasında ıtalo-Avusturya-Avusturya-Alman teobert maler tarafından çekildi.


Xoloitzcuintli tüylü köpek (Meksikalı tüylü köpek),





Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, açık hava ve su




Xoloitzcuintli tüylü köpek (Meksikalı tüylü köpek), ' tarafından yeraltı dünyasına doğru yol gösteren bir rehber olarak kabul edilir. Avrupa öncesi xolos, aztekler, mayalar, mayalar ve diğer gruplar tarafından kutsal köpekler olarak kabul edildi. Aynı zamanda faydalı evcil evcil. Aztek mitoloji göre, Tanrı xolotl, tüm insanlığın yarattığı yaşam kemiği bir parçasını yaptı. Xolotl bu hediyeyi, onu hayatı ile korumak için verdi ve karşılığında ona ölüm dünyası, ölüm dünyası, cennette akşam yıldızı ' na doğru rehberlik etti.
Bu bakış, Mısır Tanrısı Anubis ile yakın antoloji, aynı zamanda yeraltı dünyasında ölüler rehberi olan yönü de canid.

Xoloitzcuintli Quetzal (Meksikalı glaber köpeği), ölüler için yeraltı dünyasına giden bir rehber olarak kabul edilir.
Avrupa öncesi xolo, aztekler, maya ve diğer gruplar tarafından kutsal köpekler olarak kabul edildi. Aynı zamanda faydalı evcil hayvan hayvanlar. Aztek mitoloji göre, Tanrı xolotl, tüm insanlığın yarattığı yaşam kemiği bir parçasını yaptı. Xolotl bu hediyeyi ona hayatı ile verdi ve karşılığında ona ölüm dünyası, ölüm dünyası, gece yıldızı ' na doğru yol verirdi.
Bu bakış, Mısır Tanrısı Anubis ile yakın bir antoloji, aynı zamanda yeraltı dünyasında ölüler rehberi olan bir görünüme sahip.

18 Aralık 2019 Çarşamba

15 yaşındaki bu İnka kızın takma adı "bakire"dir.


Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve oturan insanlar

15 yaşındaki bu İnka kızın takma adı "bakire"dir.
Donmuş bedeni 1999 yılında Arjantin'deki 6.739 metre yüksekliğindeki Llullaillaco yanardağında tesadüf eseri bulundu.
Kız, kendi halkı tarafından seçilmişti, Tanrılarla yaşayacağına inanılmıştı.
Kabilesinin batıl inançları nedeniyle dağ tanrılarına bir kurban olarak verilmişti.
Kızın bedeni dağın zirvesinde çok iyi korunmuş ve sanki daha dün ölmüş gibi.
Ama aslında zavallı kız 500 yıl önce ölmüş.
Bilimadamları saçlarındaki proteinler üzerinde incelemeler yaparak kızın ölmeden önce nelerle beslendiğini anlamaya çalıştılar.
Bulgulara göre; kurban edilmeden 1 yıl boyunca iyi bir şekilde beslenmiş, kurutulmuş lama eti gibi elit gıdalar verilmiş, hatta kilo bile almış.
İnkalar Capacocha ritüeli kapsanımda tanrılara sunmak için “kusursuz insanı” temsil ettikleri için kurban olarak çocukları seçerlerdi.
Bu çocukları evlendirirler, kutsarlar ve daha sonra da onları yüksek dağlara çıkarıp tırmanış boyunca coca yaprakları ile beslerler ve sarhoş edici ve yatıştırıcı bir içki içirirlerdi.
Çocuklar yeterince sarhoş olduğunda bir inka rahibi tarafından boğularak veya kafaya darbe indirilerek öldürülürlerdi.
Bazense yalnızca soğuktan donmaya bırakılırlardı.
500 yaşındaki kızı inceleyen bilim adamları kızın donmuş dudaklarından aldıkları örnekler sonucunda bakteriyel bir enfeksiyonunun olduğunu keşfettiler.
Tüberküloz benzeri bir hastalığı vardı.
Araştırmacılar, bu bakteriyi keşfetmiş olmakla günümüz hastalıklarından bazılarına ve hatta gelecekte karşılaşabileceğimiz bazı hastalıklara çözüm bulabileceklerini düşünüyorlar.
Belki 500 yıl önce bu kız boşuna kurban gitmemiş olabilir. Onun kurban edilmesi günümüz modern insanlarının bazı hastalıklardan kurtulmasına yarayabilir.

17 Aralık 2019 Salı

Günümüz Amerikan Yerlilerinin Kökeni Amerikalar Çıktı




 Günümüz Amerikan Yerlilerinin Kökeni Amerikalar Çıktı


Birbirinden bağımsız yapılan iki araştırmada, Amerikalar’daki antik insan popülasyon tarihine dair bilinmeyen detaylar ortaya çıktı ve Amerikan yerlilerinin kökenlerinin Amerikalara ait olduğu kesinleşti.

Brezilya Amazon Ormanları’nda yaşayan Surui kabilesi 10.400 yıl öncesinden gelen bir Avustralasya atasal soyu barındırıyor C: Craig Stennett/Alamy Stock Photo
Bilim insanları onlarca yıl boyunca Amerikalardaki insanların kökenlerini sadece genel hatlarıyla açıklayabildi. Bu durum insanların ne zaman ve nasıl bu kıtalara yayıldığına dair geride birçok gizem bıraktı. Şimdi ise antik DNA metodları eksik kalan detayları dolduruyor. Cell ve Science dergilerinde yayımlanan birbirinden bağımsız iki çalışma antik popülasyonların Amerikalar’a yaklaşık 13.000 yıl önce hızlı bir şekilde yayıldığını gösterdi. Bu çalışmalar aynı zamanda Kuzey ve Güney Amerika arasında daha önce açığa çıkmamış büyük çaplı yer değişimlerini özellikle belirtiyorlar.
Bu veriler 10.000 yıldan daha uzun bir genetik tarihi kapsayan Alaska’dan Patagonya’ya kadar 64 yeni dizilenmiş antik DNA örneklerini içeriyor. Bu çalışmalar için Alaska Üniversitesi’nde arkeolog olan Ben Potter “Örnek sayısı sadece muhteşem” diyor. Daha önceki araştırmalarda Amerikalar’dan 6000 yıldan daha eski altı genom dizilenmişti. Sonuç olarak Kansas Üniversitesi’nden genetikçi Jennifer Raff “Amerikalar’ın popülasyon tarihini açıklamak için kullanılan modeller her zaman fazla basitleştirilmişti” diyor. 
Kopenhag Üniversitesi’nden Science’de yayımlanan araştırmayı yürüten evrimsel genetikçi Eske Willerslev, bazı yeni örneklere erişebilmek için Nevada’daki Fallon Paiute-Shoshone kabilesi ile yakından çalıştı. Bu kabile Spirit Mağarasındaki 10.700 yıllık kalıntıları ait olduğu yere döndürmek için savaşıp tahrip edici genetik testlere karşı direnmişti. Fakat Willerslev kabileyi şahsen ziyaret ettiğinde ve sadece izinleri çerçevesinde çalışacaklarına dair söz verdiğinde ise sonuçların iade işlemlerini hızlandırması umuduyla kabul ettiler.
Ve öyle de oldu. Willerslev Spirit Mağarasındaki kalıntıların genetik olarak en yakın oldukları grubun günümüz Amerikan Yerlileri olduğunu ortaya koydu. Bu durum ise Fallon Paiute-Shoshone kabilesinin kemikler üzerindeki iddialarını güçlendirdi ve 2016 yılında teslim edilip alıp tekrar gömdüler. Willerslev’in çalışması kabilenin kültürel koordinatörü Rochanne Downs’ın “Burası bizim yurdumuz ve bunlar da bizim atalarımız” sözünü doğruluyor.
Willerslev Spirit Mağarası verilerine Alaska’dan Şili’ye kadar yayılmış ve 10.700 ila 500 yıllık 14 yeni tüm genom ekledi. Bu veriler de Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesinden popülasyon genetikçisi David Reich tarafından yürütülen ve Cell’de yayımlanan çalışmaya ait daha büyük bir koleksiyona eklendi. Bu çalışmada Orta ve Güney Amerika’dan 10.900 ila 700 yıllık 49 yeni örnek analiz ettiler. Veriler, bir kaç antik kalıntının kafatası şekillerine dayanarak erken popülasyonların günümüz Amerikan Yerlilerinden farklı atasal kökene sahip olduğu şeklinde ileri sürülen tahminleri kararlı bir şekilde yok etti. Raff “Amerikan yerlilerinin kökenleri genetik ve kültürel şekilde farklılaşmış bir grup olarak gerçekten Amerikalar’a ait. Onlar kesinlikle bu kıtanın yerlileri” diye belirtiyor.
İki çalışmada elde edilen örneklerin coğrafi lokasyonlarının ve hesaplanan göç yollarının haritada gösterimi C: Science Magazine
DNA’nın izini sürmek
İki makale Amerikaların kısıtlı sayıdaki genetik kayıtlarına 64 bireyden gelen yeni DNA verisi sağladı. Yaklaşık 13.000 yıl önce Kuzey ve Güney Amerika’ya yayılmış olan Clovis kültürünün bir parçası olan Anzick çocuğu ile bağlantılı olduğu gösterdiler
13.000 yıl öncesinden itibaren başlayarak antik Amerikalıların kıta boyunca nasıl yer değiştirdiklerine dair daha önce var olmayan sonuçlar sağlandı. Önceki genetik çalışma Amerikan yerlilerinin Sibirya ve Doğu Asya’dan yaklaşık 25.000 yıl önce ayrıldığını ve bu belki de Uzak Doğu Rusya ile Kuzey Amerika’yı birbirine bağlayan ve Beringia kara kütlesine girdikleri sırada gerçekleşti. Bazı popülasyonlar Beringia’da kaldı ve Willerslev Alaska’nın Seward yarımadasından 9000 yıllık kalıntılardan oluşan Antik Beringian kabul edilen bir bireyi de diziledi. Bu sırada, diğer gruplar ise güneye doğru yöneldi. Bir noktada buz tabakasının güneyine doğru yol alanlar iki gruba ayrılıp kıtalar boyunca yerleştiler. Bunlar Güneyli Amerikan yerlileri ve Kuzeyli Amerikan yerlileri olarak adlandırılıyor.
En uzaktaki örneklerin genetik benzerliklerine bakınca iki makale de bazı detaylar ekliyor. Montana’dan mamut avlayan Clovis kültürüyle bağdaştırılan 12.700 yıllık Anzick çocuğu oldukça önemli bir referans sağlıyor. Willerslev ve ekibi, Anzick benzeri atasal soyunu hem Spirit Mağarasındaki bireyde hem de Brezilya, Langoa Santa’dan 10.000 yıllık olan bireyde tespit ettiler. Spirit Mağarası, Clovis’den daha eski bir gelenek olan batılı saplı aletler ile ilişkilendiriliyor. Reich’ın ekibi ise Anzick ile Şili, Brezilya ve Belize’den 9300 ila 10.900 yıllık örnekler arasında daha yakın ilişki olduğunu buldular.
Aynı zamanlarda fakat çok uzak mesafeler boyunca görülen genetik yakınlıklar insanların Amerikalar boyunca oldukça hızlı hareket ettiğini gösteriyor. Bu kısa sürede de farklı genetik gruplara evrilmeleri için yeterli zaman olmuyor. Reich’ın ekibi Clovis teknolojisinin bu hızlıca yaşanan coğrafi yayılışı tetiklemiş olabileceğini öne sürüyor. Fakat Connecticut Üniversitesi’nden genetikçi Deborak Bolnick Anzick bağlantılı atasal soyun, Clovis insanlarından daha geniş bir konumda olabileceğini söylüyor ve bu kültürün tetikleyici etken olduğunu savunmuyor.
Willerslev aynı zamanda Anzick bağlantılı atasal soyunu, Güney Amerika ve Nevada’daki Lovelock Mağarasında da buldu. Fakat Reich’in verilerinde bu durum Güney Amerika’nın büyük bir kesiminde 9000 yıldan başlayarak azalıyor ve böylece büyük bir popülasyon değişiminin yaşanmış olabileceği anlamına geliyor.
Güney Amerika’daki popülasyon değişiminden sonra iki araştırma grubu da birçok bölgede şaşırtıcı genetik süreklilik gözlemlediler. Fakat bu hiç kimsenin yer değiştirmediği anlamına gelmiyor. Reich’ın ekibi And dağlarının merkezine yaklaşık 4200 yıl önce giren ve Güney Kaliforniya, Channel Adalarının antik sakinlerine en yakından benzeyen kişiler tarafından taşınmış yeni bir genetik sinyali tespit ettiler. Bu sırada Willerslev’in ekibi günümüz Meksika, Oaxaca’dan yerli bir grup olan Mixe ile bağlantılı bir atasal soyun yaklaşık 6000 yıl önce Güney Amerika’ya ve 1000 yıl önce ise Kuzey Amerika’ya yayıldığını buldu. Bu göçlerin hiçbiri yerel grupların yerini almadı fakat onlarla birlikte karıştı. İki grup da aynı sinyali görüyor olabileceklerini fakat verileri karşılaştırmadan bunu söylemenin zor olduğunu söylüyorlar.
Bazı Güney Amerikalılarda ise gizemli bir şekilde Avustralasya atasal soyu barınıyor. Reich ve diğerleri bu durumun izlerini daha önce Brezilya Amazonlarında yaşayan insanlarda görmüştü. Şimdi ise Willerslev bir kanıt daha sundu: 10.400 yıl önce yaşamış Brezilya, Lagoa Santa’dan bir bireyin DNA’sında. Fakat nasıl buraya nasıl geldiğine dair net bir bilgi yok.
Bu sinyal diğer araştırma gruplarının verilerinde gözükmüyor. Avustralasya atasal soyunun, bütün Beringia ve Amerikalar yolculuğu boyunca diğer Amerikan yerlilerinden izole bir şekilde kalmayı başaran Sibiryalı göçmenlerle sınırlı olup olmadığı ise merak konusu. Bu durum bireysel grupların kimseyle karışmadan kıta boyunca yol almış olabileceklerini gösteriyor.

Science Magazine, Nov. 8, 2018

14 Aralık 2019 Cumartesi

Mayalar Savaş Esirlerini Parçalayarak Kuyuya Atmış



Cesetler parçalandıktan sonra, gövde parçaları bir su kuyusunun altına yerleştirildi ve büyük taş bloklarla kapatıldı. C: Nicolaus Seefeld

Mayalar Savaş Esirlerini Parçalayarak Kuyuya Atmış

Meksika’daki antik Maya şehri kuyusunda keşfedilen yaklaşık 20 kişinin kemikleri korkunç sırlarını ortaya koyuyor.

Uzmanlara göre, Antik Maya şehri Uxul’daki arkeologlar tarafından bulunan kalıntılar, yaklaşık 1.400 yıl önce öldürülen ve parçalanan insanlara ait.
Bonn Üniversitesi’nde projenin öncülüğünü yapan Nicolaus Seefeld, Uxul yerleşimindeki 13 kişiden küçük diş minesi numuneleri aldı. Ne yazık ki, diğer bireylerin stronsiyum izotop oranını incelemek mümkün değildi, çünkü dişler çok fazla bozulmuştu ve sonuç yanlış olabilirdi.
Stronsiyum, gıda ile vücuda girer ve kemiklerde ve dişlerde kalsiyum gibi depolanır. Stronsiyum izotop oranları kaya ve toprakta değişiklik gösterir, bu nedenle yeryüzündeki farklı bölgelerin kendine has karakteristik imzaları olur. Diş minesinin gelişimi erken çocukluk döneminde tamamlandığından, stronsiyum izotop oranı bir kişinin büyüdüğü bölgeyi gösterir.


Antik Maya şehri Uxul’daki toplu mezarın genel bir görünümü. C: Nicolaus Seefeld
Kurbanlar yüksek statü sahibiydi
İzotop analizinin sonuçları, kurbanların çoğunun günümüzde Guatemala’da kalan güney ovalarda, Uxul’dan en az 150 kilometre uzakta büyüdüğünü gösterdi. Ancak, en az bir yetişkin ve bir bebek Uxul’un yerel sakinleri arasındaydı.
Görünüşe göre kurbanların çoğu sosyal statü sahibiydi, çünkü sekiz kişide yeşimtaşı dişler vardı ya da kesici dişlerinde gravürler vardı.
2013 yılında Seefeld, MS 7. yüzyılda yaklaşık 20 kişinin kalıntılarının gömüldüğü bir kuyu keşfettiğinde, Antik Maya şehri Uxul’un su temini sistemini araştırıyordu.
Yapılan detaylı araştırmalar, en az 14 erkek ve bir kadına ek olarak toplu mezarın, birçok ergenin ve 18 aylık bir bebeğin kalıntısını içerdiğini ortaya koydu. Neredeyse tüm kemiklerde taş bıçaklardan kaynaklanan kesikler ve yaralanmalar vardı. Kemiklerin düzenli dağılımları, bireylerin sistematik ve kasıtlı olarak parçalandıklarını açıkça gösteriyordu Kurbanlar su rezervuarının dışında öldürülmüş ve kesilmiş, daha sonra parçalanmış ve vücut parçaları rezervuarın altına yerleştirilmişti.
Kemiklerdeki ısı izleri, vücutların ateşe maruz kaldığını gösterdi. Bu büyük ihtimalle cilt ve kasların daha kolay çıkarılması için uygulanan bir işlemdi. Bununla birlikte, kemiklerde yamyamlığı gösteren hiçbir insan ısırığı izi yoktu. Vücut uzuvları parçalandıktan sonra, gövde parçaları, birbirlerinden mümkün olduğunca uzağa kasıtlı olarak yerleştirilmişti.
Seefeld, “Bu açıkça bireylerin fiziksel birliğini yok etme arzusunu gösteriyor.” diyor.
Kesik izleri (kırmızı) ve kırılma izleri (mavi) kafatası tepesinin belirli darbelerle kesilmesinden önce kafa derisinin çıkarıldığını gösteriyor. Kafatasının tepesi daha sonra yaklaşık 3 metre uzağa yerleştirildi. C: Nicolaus Seefeld
Bir güç gösterisi olarak öldürme ve parçalama
Stronsiyum izotop analizinin ve antropolojik araştırmaların en yeni sonuçları, şimdi kurbanların kimlikleri ve cinayetlerin olası sebepleri hakkında daha kesin sonuçlara varılmasını sağlıyor.
Klasik Maya’nın ritüel şiddetinin resimli temsillerinden, insanların kesilmesinin ve parçalanmasının en çok silahlı çatışmalar bağlamında gerçekleştiği biliniyor. Bu temsiller, genellikle mağlup olan şehrin seçkinlerini savaş esiri olarak almayı ve daha sonra herkesin önünde küçük düşürüp öldürmeyi seçen galip yöneticileri gösteriyor.
Seefeld, “Bu nedenle Uxul’da belgelenen eylemler, yalnızca zulüm veya vahşetin bir ifadesi olarak değil, gücün bir göstergesi olarak kabul edilmeli.” diyor.
Mevcut kanıtlar için en makul açıklama, kurbanların çoğunluğunun güney Maya ovalarında Uxul’la askeri bir çatışmada mağlup olmuş bir şehirden gelen savaş esirleri olduğu. Daha öncesinde statü olarak güçlü olan bu bireyler, daha sonra Uxul’a getirildi ve öldürüldü.

Bonn Üniversitesi. 11 Aralık 2019.

12 Aralık 2019 Perşembe

Omaha Kızılderili kabilesine ait giysi, 19. yüzyıl.

Fotoğraf açıklaması yok.


Omaha Kızılderili kabilesine ait giysi, 19. yüzyıl.


Sanatçı Bilinmeyen (Amerikan Omaha, 19. yüzyıl), Ceket, yaklaşık 1850 gizlemek, boncuk, ipek ve kemik, 29 x 18½ inç, 73.66 x 46.99 cm James Franklin Carpenter, 1985,3 anısına Wilmuth V. Carpenter Hediye Geleneksel Plains sakla giyim - supplely, tabaklanmış ustaca yapılmış ve genellikle görkemli boya ve tüy veya boncuk yapımında süslenmiş - mantles ve genellikle yumuşak hatlara sahip, gevşek takılmış elbiseler, etek, külotlu ve gömlek gibi giyilen dahil elbiseler. Palto ve ceketler, ancak, askeri stillerden genellikle Kanadalı veya ABD moda uyarlanan gibi görünmektedir. tüccarlar, asker ve yerleşimciler: Bu özel giysiler sıklıkla Yerli olmayanlar için özel olarak dikilmiştir. 1851 yılında İsviçreli sanatçı Rudolph Kurz (1818-1871), Bellevue ve Council Bluffs ziyaret ederken, "Bir adamın ceket ve pantolon, beyaz deriden yapılmış ve zengin Hint moda ipek işlemeli" gösterilmişti; böyle giysiler maliyeti olduğu bildirildi "kadar 500 $ olarak." Burada ceket Logan Fontenelle (1825-1855), Omaha Hint tarihinin kayda değer bir rakama ait olduğu söylenir. Babası Lucien Fontenelle, tanınmış Fransız tüccar, annesi Big Elk, tanınmış bir Omaha şefinin kızı oldu. Louis Eğitimli ve Fransızca, İngilizce ve Omaha akıcı, Fontenelle sık tercüman olarak görev yaptı. 1854 yılında kuzeydoğusunda Nebraska Omaha rezervasyon kuran hükümet anlaşmasını imzalayarak şeflerinin heyet eşlik etti. onlar Bellevue yakın köylerini terk etmek emredildi zaman o onun insanlarla orada taşındı. Sioux önemsenmeyen gitti tarafından olası bir saldırıya karşı yeni konumlarında ordu koruması için FONTENELLE en yakarışlarıyla; o ise 1855 yılında bir av seferi üzerine Sioux baskın partisi tarafından öldürüldü. üslup bir dizi faktör daha az belli daha Logan Fontenelle bu ceketin mülkiyet atıf yapmak. boncuk işi renk ve desen on dokuzuncu yüzyılda Orta Ovaları tipik, ancak 1850-1855 yanı sıra ceketin kısa kesim için ve kırmızı kamışı boncuk gibi kapsamlı kullanımına yönelik, bunlar için erken bir tarih düşünülebilir omuz saçak ve nakış küçük tohum boncuk. onlar yaygın kullanılabilir hesaplı veya popüler olmadan önce Ancak, aktif bir tüccar oğlu iyi yeni ithal edilen mal ve stilleri bir de ilgi vardı ve erişime geliştirmiş olabilirler. Logan Fontenelle ile bağlantıyı dikkate Daha önemli kaynak olduğunu. ceket o Joslyn Sanat Müzesi tarafından satın alınmıştır zaman, 1984 yılına kadar saklardı ailesinin bir arkadaşı 1914 yılında Fontenelle yakınları elde edilmiştir.


Kaynak: https://www.joslyn.org/collections-and-exhibitions/permanent-collections/native-american/jacket/?fbclid=IwAR30WggCaYyWhEaK77znNpHswCGMzbtDwK-gKsYD-fpDKkWEZN-Ph2BHIBM

Mayalar ile Türklük


Görüntünün olası içeriği: açık hava ve doğa

Mayalar ile Türklük 


YAZARI : Yrd. Doç. Dr. İsmail DOĞAN

Çevrimiçi olarak yada indirerek okuyabilirsiniz :https://app.box.com/s/gue6d578dwell8jwcn95axw6v1p3fxon?fbclid=IwAR3mVwJISWZFKaXogxWO6ent35cbZrNQh_5L-xtZRRet23u_N159WSqaEec

ÖNSÖZ :

Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı Bilimsel Kaynak Kitaplar Serisi’nde yayımlanan kitap, ‘Türk Kimdir?’ projesinin ikinci bölümünü oluşturuyor.

Yrd. Doç. Dr. İsmail DOĞAN, Mayalarla ilgili araştırmaları için Meksika’da, başta Meksico City olmak üzere Ohaka, Merida, Çepaz, Tuhla Gutti, Palenque, Kankum, Tulum, Çetamalar şehirleri ve çevreleriyle beraber bütün Yukatan bölgesini tarayıp, Maya Antik şehirlerinde bulundu. Buralarda konuyla ilgili çalışmalar yapan Üniversite ve Araştırma Enstitüleri ile görüştü. Meksika içerisinde Palanque, Bonampak ve Merida’da yerli ahaliyle bizzat görüşmeler yaptı, soruşturma ve derleme metotlarıyla bilgi topladı ve ortaya bilimsel bir eser çıkardı.

İsmail Doğan, ayrıca Belize’de bulunan 12 Maya Antik şehrinin tamamını görüp, müzelerde incelemelerde bulundu. Guatemala’da Tikal Antik Maya şehri başta olmak üzere, Yaşha, Flores, Peten bölgesinin tamamı, Atitlan ve Guatemala City ile Antik Guatemala şehirlerini gezdi, müzelerinde incelemelerde bulunup, özellikle Peten bölgesi Mayaları ile birebir görüşmeler yaptı. Araştırması süresince yaklaşık 10.000 resim çekti, 8.000 km yol katetti. Bu çalışmaların sonunda ise Türk bilim hayatına büyük katkı sağlayacağına inandığımız bu muhteşem eser ortay açıktı.

Doğan, kitabın ‘söz başı’nda özetle şunları söylemektedir;
“…Türklüğün Asya ve Avrupa kıtalarındaki izleri hakkında az ya da çok yazılı kaynaklar vardı. Üstelik bu coğrafyayı bildiğimizden, saha araştırmalarında nelerle karşılaşabileceğimizi, nerelerden yardım alabileceğimizi biliyorduk. Bu kez, Türk bilim adamı sıfatıyla Yeni Kıta’da da Türklüğün izlerini arayacaktık.

Yeni Kıta’da Türklük dediğimizde, hemen karşımızda Kızılderililer ile ilgili bilen bilmeyen birçok kimsenin yorumlarda bulunduğunu, bu konuda müthiş bir bilgi kirliliği olduğunu gördük. Mayalar ile ilgili bilgiler ise daha çok işin mistik yönleri, bilinmezlikleri üzerine kurgulanan hayali ve uydurma bilgilerdi.

İşe, konu hakkında daha önce yapılmış olan çalışmaları tespitle başladık. Bu çalışmalar içerisinde, bilim temeline dayanmayan uydurma havadisleri ve kaynakları elemeye çalıştık.

Karşımıza çıkan tablonun çözülmesi oldukça zordu. Yurt dışında yayımlanan eserlerin çoğu, İngilizce ve İspanyolca idi. Bu eserlerde sömürgeci-istilacı güçler, Mayaları kendi ölçülerine göre ilkellik ve neredeyse yamyamlıkla tasvir etmekte, ancak, karşılarındaki medeniyet seviyesinin yüksekliği karşısında da zaman zaman samimi itiraflarda bulunmakta; sağlam bilgiler de vermekteydiler. Bu bilgileri elemek gerekiyordu.

Konu hakkında Türkiye’de Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün dil ve tarih çalışmaları sırasında yaptığı bir görevlendirme sonucu gelen, açık olmayan bilgilere dayalı görüşler bulunmaktaydı. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Meksika’ya 1932’de Büyükelçi olarak görevlendirdiği Tahsin Mayatepek’in raporları ve bu raporlarda bahsettiği James Churchward’ın 1931-1934 arası yayımladığı ‘Mu Kıtası’ ile ilgili teorilerinin yer aldığı kitaplardır.

ATATÜRK, bahsi geçen bu eserleri Türkçe’ye çevirtip okumuş ve bir daha da ilgilenmemiştir. Buna rağmen bu konu, zaman zaman Türkiye’de, özellikle magazin haberleri arasında abartılıp, bilinmezlikler ardına atılan bir konu olmuştur.
….
Konu hakkında Türkiye’de bilinen, özellikle ATATÜRK ve Tahsin Mapatepek’in çalışmalarının esaslarını, bilim görüşü çerçevesinde kısaca ele aldık.

Yaptığımız çalışma, özellikle bir Maya Tarihi, Etnografyası, Kültürü çalışması değildi. Dolayısıyla Mayaların tarihleriyle ilgili teferruatlı anlatımlara girmediğimiz gibi, Mayaların etnik yapısı, bilimlik araştırmalarındaki ayrıntılar, inanış sistemlerinin incelikleri gibi konular üzerinde de fazla durma ihtiyacını hissetmedik. Çalışmamızın temel amacı; Mayalar ile Türklük arasında bağlantı olup-olmadığına yönelikti. Bu sebeple Maya tarihi hakkında geniş bilgi vermek yerine, okuyucuya Mayalar hakkında fikir verebilecek ölçüde Mayaların tarihi, coğrafyası ve Mayalar hakkında verilen yanıltıcı bilgileri düzeltecek bilgileri sunmaya gayret ettik. Yine Maya bilim ve sanatı hakkında, Türklükle bağlantılar kurabileceğimiz konuları ele almaya çalıştık.

Meksika’da bulunan Türkçe kaynaklı yerleşim birimlerinin adları hakkında kısaca bilgi verip, listesini de ekledik.
Çalışmamıza, kendi hazırladığımız yaklaşık 2800 maddelik Mayaca-Türkçe bir sözlük de ilave ettik.
Bibliyografya bölümünde, görüp kullandığımız eserler dışında, haberdar olduğumuz ya da konu ile ilgilenenlere hazır kaynak olması açısından 800’ü aşkın eser listelenerek okuyucunun hizmetine sunulmuştur.

Albüm bölümünde ise Mayaların Kağıda Yazılı Eserleri, Heykel ve Abideleri, Seramik ve Altın İşleme Sanatlarının Örnekleri ile Maya çalgı aletlerini gösteren bölümler ilave edilmiş. Yine Albüm bölümünde, Maya Antik şehirlerinden görüntüler ile günümüz Mayaları hakkında bilgi verebilecek resimler eklenmiştir.

Çok farklı dillerden oluşan kaynakça başta olmak üzere, sahanın zorluğu dikkate alındığında yaptığımız yanlışlıklar ve eksiklerin hoşgörüyle karşılanacağını umuyorum…”

Kitap 360 sayfa, 4 renkli, kuşe kağıda basıldı. Kitapta, 350’yi aşkın renkli resim bulunmaktadır.

Kürşad Baytok