31 Ekim 2019 Perşembe

Petroglifler -. Fire State Park Vadisi, Fire State Park Nevada Vadisi

Görüntünün olası içeriği: açık hava

Petroglifler -. Fire State Park Vadisi, Fire State Park Nevada Vadisi 16 mil (26 km) güney Overton bulunan yaklaşık 46.000 dönümlük (19.000 ha) kapsayan bir kamu dinlenme ve doğa koruma alanıdır, Nevada eyalet parkı isminden türetilmiştir. kırmızı kum taşı oluşumlarının dışında, değişen kumdan oluşan Aztek kumtaşı, 150 milyon yıl önce dunes.

Etowah, 1000-1550 AD. Etowah gelen kuzeybatı Georgia

Görüntünün olası içeriği: açık hava

Etowah, 1000-1550 AD. Etowah gelen kuzeybatı Georgia, inşa edilmiş ve üç aşamada işgal geç Misisipiyen kültürel dönem, orta bir Muskogee kentinde, doğrudan temas engellenmiş derin hendek ile bir yarım daire tahkimat sistemiyle korunur palisaded duvarlar ve nöbetçi kuleleri. Savaş sıradan ve Etowah onun inanılan insanlar Moundville, batıda bölgesel bir şefliğin olanlarla Alabama Nehri havzasında egemen olma mücadele.

Bir çocuğun defin, yaklaşık 100'ün M.Ö. Bölgesel müzede (La Tene C-D dönemleri), Wallertheim, Rheinland, (Landesmuseum) Mayence La Tene dönemi minyatür cam köpek

Görüntünün olası içeriği: yiyecek

Bir çocuğun defin, yaklaşık 100'ün M.Ö. Bölgesel müzede (La Tene C-D dönemleri), Wallertheim, Rheinland, (Landesmuseum) Mayence La Tene dönemi minyatür cam köpek

Pacopampa mortar Peru, savunmuştur 1500 b.c. Kalmak Müzesi

Fotoğraf açıklaması yok.

Pacopampa mortar Peru, savunmuştur 1500 b.c. Kalmak Müzesi

27 Ekim 2019 Pazar

İç Kulak Yapısı, Popülasyon Yayılımı Hakkında Bilgi Veriyor


Modern insan nüfusunun farklı topluluklarındaki iç kulak yapısında küçük farklar bulunabilir. C: Marcia Ponce de León, Christoph Zollikofer

İç Kulak Yapısı, Popülasyon Yayılımı Hakkında Bilgi Veriyor

Paleoantropologlar, modern toplumlardaki iç kulak yapısındaki farkların, insanların Afrika’dan yayılımı hakkında bilgi sağlayabileceğini buldular.

İnsanların Afrika’dan dünya geneline göçleri genetik ve morfolojik analizlerle kanıtlanabilir durumda. Fakat, kafatası ve iskeletlerden elde edilen morfolojik veriler genellikle coğrafik dağılım örüntüsü verebilme açısından limitli, bu durum özellikle insan iskeletinin çevresel koşullara çok yönlü bir şekilde adapte olmasından kaynaklanıyor.
Zürih Üniversitesinde çalışan paleoantrolopologlardan oluşan uluslararası bir ekibin yürüttüğü yeni bir çalışma, iç kulak morfolojisinin topluluk tarihi ve insan dağılımı için başarılı bir gösterge görevi gördüğünü öne sürüyor.
Farklılıklar, topluluklar içinde, topluluklar arasındakinden daha fazla
Bütün omurgalılarda olduğu gibi insanlarda da duyma ve denge sistemleri kafatasının içinde bir oyuğa hapsolmuş, kemikten oluşan bir labirent gibi görünen iç kulak tarafından idare ediliyor.

Araştırmacılar, bu labirent yapıyı güney ve kuzey Afrika, Avrupa, Asya, Avustralya ve Patagonya’nın güney kesimlerine kadar Amerika’nın her bölgesinden insan topluluklarında hesaplamalı tomografi tekniklerinden elde edilen yüksek çözünürlüklü 3-D verilerle analiz ettiler.
Verilere göre labirentin yapısı çok değişken, hatta öyle ki topluluk içi değişiklikler topluluklar arası değişikliklerden çok daha fazla. Zürih Üniversitesi’nde antropolog Marcia Ponce de Leon bu durumu, “Bu insanlar arası değişiklik örüntüsü tipik olarak karşılaştırmalı genetik verilerden de biliniyor. Buna göre, tüm insanlar çok yakın akraba ve hepsinin kökeni Afrika.”
Labirentin morfolojisi Afrika’dan yayılma uzaklığıyla ilintili
Ekip, ayrıca labirentin 3-D yapısının insanların Afrika kıtasından küresel dağılımı hakkında da önemli bilgiler sakladığını keşfetti. Bir insan topluluğu Güney Afrika’dan coğrafik olarak ne kadar uzağa dağılmışsa, labirentin yapısı Güney Afrika topluluğundan o kadar farklı görünüyor.

Dahası, labirent verisi genetik uzaklığın Afrika’dan coğrafik uzaklığa orantılı bir şekilde arttığını ortaya koyan DNA analizlerini de doğruluyor.
Kıtalar içi dağılımın tarihine dair sonuçlar ortaya konabilir
Labirent verileri aynı zamanda kıta içinde gerçekleşen topluluk hareketlerini de gösteriyor. Örneğin, Endonezya, Sunda Adalarında yaşamış tarih öncesi topluluklara ait labirent yapıları Papua Yeni Gine ve Avustralya’nın yerli halklarına benzerlik gösterirken, bölgede yaşayan günümüz toplulukları çoğunlukla Malay Takımadalarından göç etmiş.
Diğer taraftan, labirent verileri günümüz Avrupalıları ve Japonlarının ayrı kökenlerinin Neolitik Dönemi yerli halklarına ait olduğunu gösteriyor.
Tesadüfi genetik değişimlerin işlevsel bir etkisi yok
Yeni sonuçlar elde edilmeden önce labirentin yapısının genel olarak işlevi tarafından belirlendiği düşünülüyordu, fakat şaşırtıcı bir biçimde keşfedildi ki labirent yapısı doğa tarafından inanılmaz büyük ölçeklerde tolere ediliyor. Bu, denge ve duyma gibi yüksek öneme sahip işlevleri olan bir yapı için şaşırtıcı bir durum.
Antropoloji profesörü Cristoph Zollikofer bu durumu şöyle özetliyor, “Büyük ihtimalle, genetik yapıda gerçekleşen rastgele değişiklikler bu durumun nedeni. Bu şekilde gelişen değişikliklerin ya hiç ya da yok denecek kadar az işlevsel sonuçları olur, fakat buna bağlı gelişen yapısal değişiklikler insan topluluklarının dağılımı ve evrimsel tarih açısından hatırı sayılır bir veri oluşturur.”
DNA izolasyonu öncesinde hesaplamalı tomografi verileri toplanmalı
Paleogenetikçiler için labirenti saran yoğun kemiğin farklı bir özelliği var: yüksek miktarlarda DNA içeriyor. Bu durum ani gelişen bir çelişkiye sebep oluyor: hesaplamalı tomografi ölçümleri örneklere zarar vermezken, DNA izolasyonu için labirentin yapısı bozuluyor.
Cristoph Zollikofer, “Paleogenetik şimdilerde yükselişte olan bir araştırma alanı, ve bugüne kadar arkeolojik iskelet koleksiyonlarından elde edilen yüzlerce labirent örneği daha öncesinde tomografi tarafından belgelenmeden DNA izolasyonu için kullanılırken toza dönüştürüldü bile.” Diyerek açıklıyor durumu. Bu sebeple araştırma ekibi, kemiklerden DNA izolasyonu yapılmadan önce hesaplamalı tomografik verilerin rutin olarak alınması gerektiğini belirtiyor. Marcia Ponce de Leon bu duruma, “Bu veriler, insansı ve modern insan topluluklarına ait fosil tarihçesi için inanılmaz değerde bir arşiv oluşturuyor,” diyerek bu durumun önemini vurguluyor.

Science Daily. 3 Nisan 2018.
Makale: de León, M. S. P., Koesbardiati, T., Weissmann, J. D., Milella, M., Reyna-Blanco, C. S., Suwa, G., … & Zollikofer, C. P. (2018). Human bony labyrinth is an indicator of population history and dispersal from Africa. Proceedings of the National Academy of Sciences, 115(16), 4128-4133.

İlk Amerikalılardaki Popülasyon Çeşitlenmesinde Çevrenin Etkisi Var




İlk Amerikalılardaki Popülasyon Çeşitlenmesinde 
Çevrenin Etkisi Var.

Kuzey Amerika’ya geçip daha sonra Orta ve Güney Amerika boyunca yayılan tüm insanlar aslında ortak bir ataya sahip, ancak farklı bölgelere yerleştiklerinden popülasyonlar birbirlerinden uzaklaşarak farklılaşmış.

Kuzey Karolina Eyalet Üniversitesi’nde yapılan yen bir araştırma bu araştırmadan kaynaklanan yüz farklılıklarının çevre ve evrimin bu popülasyonlar üzerindeki karmaşık etkileşiminin bir sonucu olduğunu göstererek Yeni Dünya’ya yerleşmenin hemen ardından insan çeşitlenmesinin nasıl oluştuğuna ışık tutuyor.
Kuzey Karolina Eyalet Üniversitesi’nden biyolojik bilimler profesörü ve araştırma başyazarı Ann Ross, “Özellikle Orta ve Güney Anerika’da, modern popülasyonlardaki varyasyonları kavramak istiyorsak kıtaya yerleşimin ardından, fakat Avrupalılarla temas öncesinde yaşanan formatif dönem varyasyonlarını incelememiz gerekiyor” diyor.
Ross ve Smithsonian Enstitüsü’nden eş yazar Douglas Ubelaker, kıtanın tümü için yapılan ilk kraniyofasiyal incelemede, tüm Mezo, Orta ve Güney Amerika’dan kafataslarını analiz etti.
MS 730-1630 yılları arasına tarihlenen kafatasları kurak iklimden, dağ iklimine oradan kıyı kesimine kadar pek çok farklı çevreden geliyor.
Araştırmacılar 3 boyutlu dijitalleştirici kullanarak her bir popülasyon grubunun tipik görünümünü belirlemek için kafatasları üzerindeki standart anatomik özellikleri kaydetti. Elde edilen tipik görünümler daha sonra her bir grupla ilişkilendirilen varyasyon türlerinin saptanabilmesi için birbirleriyle karşılaştırıldı.
 Ross, “Modern kafatası varyasyonlarını neyin oluşturduğu hakkında çok fazla tartışma var. En çok varyasyonu mutasyonlar oluşturuyor, ancak bunlar da son derece nadir. Çevreye adaptasyon bir diğer olasılık, fakat birçok araştırmacı varyasyonun popülasyonların ayrılıp gen paylaşımında bulunmayı bırakmasıyla meydana gelen genetik sürüklenme gibi nötral bir süreç sebebiyle oluştuğunu düşünüyor” diyor.
Ross ve Ubelaker, tıpkı ova popülasyonları gibi dağlık popülasyonların da birbirlerine benzer olduğunu gördü. Ancak, dağlık popülasyonların ova popülasyonlarıyla karşılaştırılması sonucu bu iki grup arasında yüksek bir varyasyon olduğu belirlendi.
Ross, “Bu, anlaşılabilir bir durum. Eş bulmak için dağdan sahile inmezsiniz. Bu grupların çanak çömlekten fazlasını paylaştığını biliyoruz” diyor.
Sonuçlar kısmen genetik sürüklenmeyle ilişkilendirilebilirken araştırmacılar iklim ve yüksekliğe adaptasyon gibi diğer faktörlerin popülasyonlar arasındaki kraniyofasiyal farklılaşmada bir rol oynadığını söylüyor. Ross, bu çalışmanın gelecekteki incelemeler için bir temel oluşturacağını ümit ediyor.
Ross, “Popülasyon ayrışımı çok etmenli bir süreç, farklı etmenlerin karmaşık bir etkileşimi. Bu popülasyonların neden ayrıştığını bilmek istiyorsak sadece genetiği ve DNA’ya değil birçok etmene birden bakmalıyız” diyor.



Makale: Ross, A. H., & Ubelaker, D. H. (2019). complex nature of Hominin Dispersals: ecogeographical and climatic evidence for pre-contact craniofacial Variation. Scientific reports, 9.